Aşık Beynimde Neler Oluyor?

Belki de bir çoğumuzun ilişkide tekrarlamış olduğu ya da duymuş olduğu bir cümledir bu; Sen eskiden ilişkide böyle değildin, çok değiştin! Peki gerçekten değişmiş midir kişi? Ya da aslında hep aynı kişiydi biz yeni mi fark ettik? Yeni fark etmek mümkün müydü? Uzun zamandır ilişki yaşıyor olduğumuz kişinin artık bizi rahatsız etmeye başlayan kusurları aslında hep ona ait olan olumsuz yanları mıydı? Belki de romantik aşk ile yaşamış olduğumuz bir görme kusuruna sahip olmuştuk… Peki aşık beyin nasıl bir işlev yürütür?
Romantik aşkta emosyonel beyin alanı aktif hale geçer.

Bu alan bellek ve duygu işlevlerini yürütür. Hipotalamus beynin ödül sistemi parçalarını oluşturur. Hipotalamus harekete geçince tarif edilemez bir mutluluk hissi oluşur. Dopamin, norepinefrin aktif şekilde salgılanır. Karşılıklı cinsel çekimde artış yaratır.
Oksitosin hormonu ve vazopressin hormonu kana salınır. Çiftlerin birbirine bağlanmasında önemli bir role sahip olduğundan aşk ya da bağlılık hormonları olarakta adlandırılabilir. Kişiye sarılma hissi verir.
Romantik aşkta aynı zamanda takıntılı olarak adlandırılabilecek biçimde obsesyonel olarak sürekli aşık olunan kişiyi düşünme, sürekli o kişiden bahsetme gibi obsesif bir odak gerçekleşerek stres hormonlarının da yaratmış olduğu bağlılık ve aidiyet duygusu gelişmektedir.
Yapılmış olan bir araştırmada; Aşık çiftlere arkadaşlarının ve aşık oldukları kişilerin resmi gösterilir. Sonuç olarak aşık olunan kişinin resmini gören kişilerde beyinde durağanlaşan bölgeler vardır.
Bunlardan birisi Amigdala denilen çekirdek bir diğeri ise zihin kuramı (theory of mind) dır. Amigdala, beyinde duygusal hafıza ve ve duygusal tepkilerin oluşmasında birincil role sahiptir. Zihin kuramı, diğer kişilerin zihinsel süreçlerinden (düşünceler, inançlar, istekler ve niyetler vb.)  bir anlam çıkarabilme, bu çıkarımı kullanarak onların ne söylemek istedikleri ve ne söyleyeceklerini tahmin ederek buna bağlı nasıl davranabileceklerini de yordama becerisidir.

Amigdala çekirdeği ve zihin kuramı karşı tarafın iç yüzünü , kusurlarını art niyetlerini anlama becerisi verir bizlere. Romantik aşkta bu alana stop verilir. Bu stop durumu yalnızca aşık olunan kişiye karşı geliştirilir. Kişi başka insanları ve olayları eleştirel olarak görebilir.
Amigdalalar daha çok negatif duygularla iç içe olan çekirdeklerdir. Sevilen kişiye karşı çalışmaması bu açıdan normal. Zihin teorisinin durağan biçimde çalışmasına ilişkin olarakta aşk; kişinin gözünü kör ediyor diyebiliriz 😊
Sizlere yapılan bir araştırmadan bahsetmek istiyorum.
Maryland Üniversitesi’nde görev alan C. Sue Carter tarafından, tarla fareleri ve dağ fareleri ile yapılan bir araştırmada çok ilginç sonuçlara rastlanmıştır. 2 aynı tür üreme açısından farklılıklar sergilemiştir. Bunlar tarla fareleri ve dağ fareleridir. Tarla farelerinin tek eşli, dağ farelerinin ise çok eşli olduğu görülmüştür. Araştırmanın sonucunda elde edilen sonuçta ; tarla farelerinde oksitosin ve vazopressin hormonlarının daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Oksitosin ve vazopressin reseptörleri beynin ödül bölümünde bulunmaktadır. Aynı hormonlar alınıp dağ farelerine verildiğinde ise sonuç olarak bir değişim gözlemlenmemiştir. Çünkü dağ farelerinde bu hormonların bağlanabileceği reseptörler oluşmamıştır. Aynı zamanda tarla fareleri farklı farelerle aynı kafese konulmuş fakat tarla farelerinin cinselliksiz hayatı tercih ederek son derece sadık kaldıkları gözlemlenmiştir. Size hangi tür daha yakın geldi ? 😊
Aynı zamanda romantik aşkta kortizol hormonu salgılanır. Kortizol hormonu stres durumunda ortaya çıkan bir hormon olarak bilinir. Romantik aşkta stres hormonu olarak adlandırılan kortizol hormonu arttıkça çiftin dünyayı gözü görmez hale gelir. Çiftin çocuk sahibi olması için kortizol hormonunun düşüşe geçmiş olması gerekir ki bir başka canlıya odaklanabilme gerçekleştirilebilsin.

Romantik aşklarda stres hormonu ve diğer hormonlarda gözlemlenen artış 2 sene sonra düşüşe geçer. Peki aşk biter mi?
Yaşanan ilişkide aşk, dostluk, arkadaşlık ve duygusal paylaşımlar varsa, 2 yılın sonunda aşk, romantik aşktan olgun aşka geçiş yapar. Eleştirilebilecek yanlar artık görülüyor ve kabul ediliyordur. Romantik aşkta yaşanan kişinin kusurlarını görememe, eleştiride bulunamama, yüksek seviyede cinsel çekim, obsesif odaklanma ve stres hormonu, olgun aşkta düşüşler yaşayarak normal seviyeye döner.
Olgun aşkta oksitosin ve vazopressin hormonları devam eder ve olgun aşkta bunun bir süresi yoktur. Sonuç olarak sevginin oluşumu , kusurların görünür hale gelmesi ve kişiyi olduğu gibi kabul ederek sevebiliyor olmak, aşkın ömrünü uzatan ve görme bozukluğumuzu tedavi ederek bu yola devam etmemizi sağlayan bir süreç olarak gerçekleşir. O heyecan verici, ayaklarımızı yerden kesen romantik aşklardan, zamanla olgun aşklara geçişler yapabileceğimiz sevgiler yaşamayı dilerim herkese 😊

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir